I poeti lavorano di notte
quando il tempo non urge su di loro,
quando tace il rumore della folla
e termina il linciaggio delle ore.
I poeti lavorano nel buio
come falchi notturni od usignoli
dal dolcissimo canto
e temono di offendere Iddio
ma i poeti nel loro silenzio
fanno ben più rumore
di una dorata cupola di stelle.
-Alda Merini
19 Aralık 2012 Çarşamba
boy veriyorum; 1.78
merhabalar,
artik turkce karakter yoksunlugum icin ozur dilemeyecegim, siz de sikildiniz ben de. kabullenelim bunu.
bir itirafta bulunacagim, ben sizi aldatiyorum. evet, baska bir blog var. anlayin beni hayattan baska seyler istedim. lutfen, bunu olmasi gerektiginden daha da zor hale getirmeyelim.. yok cok uctum. saka maka, burayi "ergen blogu"na cevirme kaygilarimla bogusurken en yakin arkadasimla beraber actigimiz bloga geri dondum, burada yazamadigim seyleri orada yaziyorum. olay aslinda bu blogun okur kitlesini tanimam. o blogun ise okuyucu kitlesi yok. bu sayede orada ciplak olabiliyorum.
ama buralara da bir ugramak istedim, kafamdan ahim sahim felsefik dusunceler gecmiyor ki artik buraya yazayim. genelde gunluk hayata indim, normalde olsa bunlari soylemek damarima basardi, ben, uyurcizer, gun gelecek de hayata dair, "felsefik", derin dusuncelere zaman bulamayacagim. ama oluyor, iyi de oluyor.
artik italanca bir konusma yurutebiliyorum, evde ingilizce konusulmuyor. kucuk (12) host kizkardesimle yasadigimiz onun beni kiskanmasi ve benim ondan korkmam uzerine kurulu gergin donemi kapatiyoruz yavas yavas, buyuk (16) kiz kardesim ile hic olmadigimiz kadar yakiniz. host annem ile artik ne konusup ne konusamayacagimi ogrendim, zaten ogrenmemle beraber cenem acildi.
bunu soyledigim icin kendimi suclu hissediyorum ama ailemi eskisi kadar ozlemiyorum. tabii ki de buraya yansitmadim, ama her gun ailemin aklimdan cikmadigi, annem annem diye surundugum bir donem de vardi. her zaman uzerime titreyen annem telefonu ilk kapatirdi o derece. ama artik o kadar degil, iyi ki de degil. bu donemde onlarin degerini cok anladim, hatta uzerine cok yazdim, bir ozet geceyim size.
kisacasi anne-baba olmak nedir ne degildir onu anladim sanirim. anladim demeyelim, anlamak icin fazla soyut bir kavram, kafamda bir sozluk anlami getirmeye bir adim daha yaklastim diyelim. anne baba olmak "cocuk uretmek"ten cok daha fazlasi bence. yani basbakanin aksine, bir kadinin vucudunda yumurta kalmayincaya kadar cocuk dogurmasi gerektigine inanmiyorum. makinalasmanin disinda, bir cocuga biyolojik bir yasam vermekten fazlasini yapabilecek miyim kaygisi olmayan insanlarin mumkunse kisirlastirilmasi gerektigini dusunuyorum. ben kendi dogrularini bulabilecek bir birey yetistirebilecek miyim? onun dusunceleri benigururlandirabilecek mi? insanlik olarak beraberce yazdigimiz tarihe bir paragrafin daha eklenmesine bir sekilde katki saglayabilecek mi benim yetistirdigim birey? diyebilmeli bu insanlar.
benimkileri de kisaca bir ozetleyeyim size;
artik turkce karakter yoksunlugum icin ozur dilemeyecegim, siz de sikildiniz ben de. kabullenelim bunu.
bir itirafta bulunacagim, ben sizi aldatiyorum. evet, baska bir blog var. anlayin beni hayattan baska seyler istedim. lutfen, bunu olmasi gerektiginden daha da zor hale getirmeyelim.. yok cok uctum. saka maka, burayi "ergen blogu"na cevirme kaygilarimla bogusurken en yakin arkadasimla beraber actigimiz bloga geri dondum, burada yazamadigim seyleri orada yaziyorum. olay aslinda bu blogun okur kitlesini tanimam. o blogun ise okuyucu kitlesi yok. bu sayede orada ciplak olabiliyorum.
ama buralara da bir ugramak istedim, kafamdan ahim sahim felsefik dusunceler gecmiyor ki artik buraya yazayim. genelde gunluk hayata indim, normalde olsa bunlari soylemek damarima basardi, ben, uyurcizer, gun gelecek de hayata dair, "felsefik", derin dusuncelere zaman bulamayacagim. ama oluyor, iyi de oluyor.
artik italanca bir konusma yurutebiliyorum, evde ingilizce konusulmuyor. kucuk (12) host kizkardesimle yasadigimiz onun beni kiskanmasi ve benim ondan korkmam uzerine kurulu gergin donemi kapatiyoruz yavas yavas, buyuk (16) kiz kardesim ile hic olmadigimiz kadar yakiniz. host annem ile artik ne konusup ne konusamayacagimi ogrendim, zaten ogrenmemle beraber cenem acildi.
bunu soyledigim icin kendimi suclu hissediyorum ama ailemi eskisi kadar ozlemiyorum. tabii ki de buraya yansitmadim, ama her gun ailemin aklimdan cikmadigi, annem annem diye surundugum bir donem de vardi. her zaman uzerime titreyen annem telefonu ilk kapatirdi o derece. ama artik o kadar degil, iyi ki de degil. bu donemde onlarin degerini cok anladim, hatta uzerine cok yazdim, bir ozet geceyim size.
kisacasi anne-baba olmak nedir ne degildir onu anladim sanirim. anladim demeyelim, anlamak icin fazla soyut bir kavram, kafamda bir sozluk anlami getirmeye bir adim daha yaklastim diyelim. anne baba olmak "cocuk uretmek"ten cok daha fazlasi bence. yani basbakanin aksine, bir kadinin vucudunda yumurta kalmayincaya kadar cocuk dogurmasi gerektigine inanmiyorum. makinalasmanin disinda, bir cocuga biyolojik bir yasam vermekten fazlasini yapabilecek miyim kaygisi olmayan insanlarin mumkunse kisirlastirilmasi gerektigini dusunuyorum. ben kendi dogrularini bulabilecek bir birey yetistirebilecek miyim? onun dusunceleri benigururlandirabilecek mi? insanlik olarak beraberce yazdigimiz tarihe bir paragrafin daha eklenmesine bir sekilde katki saglayabilecek mi benim yetistirdigim birey? diyebilmeli bu insanlar.
benimkileri de kisaca bir ozetleyeyim size;
"Ailemin değerini buralarda çok anladım ben blog. Ne aile varmış bende diyorum. Annem annem ah annem. Sürünmek neymiş onu anladım. Hatta getirdiğim günlüğü bitirdim, içinde sayfalarca annem var. Eskiden daha fazla karşılaştırıyordum her şeyi, o yok artık o kadar. Şükür ki yok.
Sonra bir de babam var. Babamı çok yazmadım çünkü bu evdeki baba figürü hoşuma gitmiyor değil. Benim babam da ah kızım canım kızım tavırlarında bir baba değil. Hayır kesinlikle soğuk bir baba değil, içine atan bir baba. Bu yüzden de diğerlerinden, hele kendi babası mesafeli olduğu için çocuğuna adam gibi sarılamayan babalardan çok daha cesaretli.
Onun hakkında da felsefe dersinde bunu yazdım, az hak etmiyor, keşke elimden gelse daha fazlasını yazabilsem.
“nedense aklıma babam geldi. Bir tane o. Ben küçükken benle hiç yukardan konuşmazdı, hep boyuma çömelirdi bana eş olmak için. Elimi alırdı eline ve ‘sen daha çok küçüksün kuş’ derdi. Ne yapmıştım hatırlamıyorum ama aklıma çok kazınmış bir motiftir bu, kendini de çok tekrar eder. Neyse, sonra elindeki elim öperdi, dudakları da hep ıslak olurdu. Çünkü bu sahneden önce büyük ihtimalle yaşımdan büyük bir şey söylemiş olurdum. Sesli gülerdi böyle, çıkan ses hep beni şaşırtırdı, çünkü başkalarının yanında, öyle alelade gülmezdi babam çok kaliteli bir kahkahası vardır, ama attırabilene. Başı geriye gider, sanki okuyormuş ya da çalışmışçasına “a ha ha ha ha ha ha” diye güler, ama yapmacık olmaz çok içten gelir. En azından bana öyle geliyor. Bana çok çabuk çıkıyor bu kahkahası, sonra da geldiği hızla gidiyor. Dudaklarında gülümsemesi kalıyor ama, gözlerinin kenarında da yaş kalıyor, zaten benim yanımda babamın gözleri hep yeşil”
evet blog çok babasının kızıyım öyle böyle de seviyorum onu. Kaç genç kızın en iyi arkadaşı babasıdır ki?
Annem ise... özetlemem gerekirse, ona yazdıklarımı okusaydı annem defteri sakince kapatır, yazılanları hiç üstüne almamışçasına “bunların hepsi senin güzelliğin yavrucum. Sen de beni hiç üzmüyorsun, birbirimizi tamamlıyoruz” derdi."
^evet kendisi diger blogumdan bir alinti, zamaninda bu kadar ozlemis olmaktan biraz utanuyordum acikcasi.
ama mesela buradaki ailemle de sembollerimiz olusuyorm mesela host annemin yemekleri korili, sari biraz da mide yanmasini animsatiyor bana. bu bir sembol, yarin oburgun hatirlayacagim. host kiz kardesim daha canli renklerde, politikayi cok takip ediyor ve spor dedigin anda kndisi icin dunya durur.
§ § § § § § § § § § § § § §
gunluk hayata geri donuyorum biraz, dun degisim ogrencileri olarak parlamento binasina gittik, sik giyimin zorunlu oldugu gezi icin 9da olan bulusmaya seffaf gomlek, kalem etek ve topuklu seytan ucgenininden olusan bir takimla sabah 7de yollara dustum. of otobuste spor ayakkabi ve kot giyen yasitlarima nasil ozeniyordm. bense uzun zamandir ilk defa kullandigim fondoten yuzunden yuzumu kasima durtusuyle bogusuyordum. otobus sonra metro derken piazza del popolo'ya umdugumdan erken vardim. bana portekizi hatirlatan arnavut kaldirimlarinin uzerinde bir sis cokmustu, hava soguktu ama titretmiyordu. guc bela yuruyerek meydanin ortasindaki fiskiyenin merdivenlerine oturup kitap okumaya basladim. sonra bulsutuk, bir bucuk saat daha bekledik (cani sagolsun eduardo biz gec kaliriz diye 1,5 saat once toplamis bizi) yeni gelmis olan degisim ogrencileriyle tanistik kaynastik falan derken parlamento binasina girdik ve ben salya akitaya basladim.
annem zamaninda bana "kizim, sen ilerde ne olak istiyorsun?" diye sordugunda "bilmiyoru ya politikaya ya da sanata atilicam" denistin. "tipki hitler gibi" diyip gulmustu.
iki yanim da salya akitti o binada... yok boyle birsey bu kadar kirli olan konularin paylasildigi, berlusconinin yurudugu koridorlar nasil bu kadar guzel olabilir?
en onden gittigim icin bana bos gelen koridorda eski ve koyu renk ahsabin uzerindei topuklarimin cikardigi sesin yankisini duymak.. bir guclu hissettirdi neyimeyse, alti ustu bir ziyaret. duyayi bir ziyarette degistiremeyecegini anla artik senanin hitler tarafi. git bi cay koy kendine.
§ § § § § § § § § § § § § §
natale demisken, parti sezonu da acildi burada, umarsam nasibimi alicam kendisinden. natale tatili icinse Napoli'ye gidecegim baska degisim ogrencileriyle, sonraki haftam bos gibi.
oncekiyazida da dedigim gibi, tahtaya vuruyorum tahtaya.
5 Aralık 2012 Çarşamba
ucuncu aya uc kalmisken uc ulkucu ulkesinin ustunde yuksuk kulanmayanlari ayiplarken...
ben bu yaziyi basliktan dolayi biraz beklettim ama olsun, hepsi bir arada kocaman bir yazi olacak gibi bu umarim.
basliyorum efenim, burada uc ay olmasina ramak kala isler benim icin degismeye basladi, bir kere Natale kutlama hazirliklariyla ugraslan bu donemde genel bir nese hakim, belki bana oyle geliyor ama insanlarin daha az gergin oldugunu dusunuyorm. bir de kasimin gelmesi cok buyuk olay ediliyor neden anlamadim... bir arkadasima da demisim zamaninda, ben kasim ayini sevemedim. nefret etmiyorum ama sevemedim ne yaparsiniz sayin seyirciler gonul armadi. eylulun yazilisini severim de ekim ayi baskadir benim icin.
basliyorum efenim, burada uc ay olmasina ramak kala isler benim icin degismeye basladi, bir kere Natale kutlama hazirliklariyla ugraslan bu donemde genel bir nese hakim, belki bana oyle geliyor ama insanlarin daha az gergin oldugunu dusunuyorm. bir de kasimin gelmesi cok buyuk olay ediliyor neden anlamadim... bir arkadasima da demisim zamaninda, ben kasim ayini sevemedim. nefret etmiyorum ama sevemedim ne yaparsiniz sayin seyirciler gonul armadi. eylulun yazilisini severim de ekim ayi baskadir benim icin.
13 Kasım 2012 Salı
2. ay yazisi...
Bu cok klise baslikli yaziya turkce karakter yoksunlugundan dolayi bir kere daha ozur dileyerek basliyorum..
Buraya geleli iki ay ve uc gun oldu... Simdi iki acidan dusunuldugunde cok farkli iki zaman kavrami kapilarina cikabiliyor bu iki ay. Sadece iki ay gecmis diyebiliyorum mesela bazen, yaklasik alti hafta, eskiden iki ay neydi iki? belki iki sinav haftasi. Bundan 4 tane daha gidicem ve biticek, boyle dort tane daha. Aslinda cok kalmamis diyorum. Sonra yasadiklarim ve yaptiklarim acisindan dusunuyorum. Kac kere aile ozlemiyle agladigimi, kac kere oryantasyon kampi sonunda turk ve yabanci degisim ogrencilerine ailemdemislercesine baglandigimi, sadece en iyi arkadasimin anlayacagi ses ve hareketler yapisimin sonucunda garip bakislara maruz kaldigimi, bir sinif arkadasimla italyanca bir konusma surdurdukten sonraki kisa gurur anlarimi, yeni bir yemek tatmis olmanin verdigi cocuksu gulumsemelerimi dusunuyorum. Iki ay o kadar da kisa degilmis meger ki.
Buraya geleli iki ay ve uc gun oldu... Simdi iki acidan dusunuldugunde cok farkli iki zaman kavrami kapilarina cikabiliyor bu iki ay. Sadece iki ay gecmis diyebiliyorum mesela bazen, yaklasik alti hafta, eskiden iki ay neydi iki? belki iki sinav haftasi. Bundan 4 tane daha gidicem ve biticek, boyle dort tane daha. Aslinda cok kalmamis diyorum. Sonra yasadiklarim ve yaptiklarim acisindan dusunuyorum. Kac kere aile ozlemiyle agladigimi, kac kere oryantasyon kampi sonunda turk ve yabanci degisim ogrencilerine ailemdemislercesine baglandigimi, sadece en iyi arkadasimin anlayacagi ses ve hareketler yapisimin sonucunda garip bakislara maruz kaldigimi, bir sinif arkadasimla italyanca bir konusma surdurdukten sonraki kisa gurur anlarimi, yeni bir yemek tatmis olmanin verdigi cocuksu gulumsemelerimi dusunuyorum. Iki ay o kadar da kisa degilmis meger ki.
9 Kasım 2012 Cuma
Neler onemli neler sadece ametistmis altini cizelim...
Oncelikle turkce karakterlerden nasibini alamamis yazimdan dolayi ozur dilemek istiyorum, su an okul bilgisayarindaim.
Klasik burada neler yapiyorumun ozetine basliyoruz programmizin geri kalaninda saygi durusu ve yarismaci arkadaslarimizin milli marslarinin okunmasi, top atisi, neler onemli neler onemsiz konularina daldiktan sonra sena beden egitimi dersine gidicek.
Burada artik rutin kurmamla gereken bir yorgunluk var uzerimde, son birkac gundur kafam dilime kayiyor. Bir ilginc oldu o cumle,
Klasik burada neler yapiyorumun ozetine basliyoruz programmizin geri kalaninda saygi durusu ve yarismaci arkadaslarimizin milli marslarinin okunmasi, top atisi, neler onemli neler onemsiz konularina daldiktan sonra sena beden egitimi dersine gidicek.
Burada artik rutin kurmamla gereken bir yorgunluk var uzerimde, son birkac gundur kafam dilime kayiyor. Bir ilginc oldu o cumle,
24 Ekim 2012 Çarşamba
İtalya kaldırımları
Resmin de belirttiği gibi, günlüğüme ilk defa
bir başlık atarak başlıyorum. Ama olsun her şeyin bir ilki vardır.
Neyse efenim buranın kaldırımları bir ilginç.
Hayır altından yapılmış değil,
Portekiz’dekiler gibi el işçiliği yok, yürürken ayakkabınızın altına tarih
yapışmıyor. Zaten ben de Roma’dayım ama
Piazza Venezia’nın göbeğinde ve ya Vatican’ın arka bahçesinde değilim. Oralara
göre biraz varoş kaçıyor benim oturduğum yer.
Oturduğum yerin bir özelliği de, tek
özelliğinin yaşam alanı oluşu. Dükkanlar ve mekanlar tamamen günlük yaşam
üzerine kurulu.
Bu yüzden turist yok yolunu kaybetmiş sırt
çantalı gezgin yok 21. Yüzyıl ozanı yok. Bir evin ardiyesi bir bakıma. Bu
yüzden kaldırımlara özen gösterilmemiş. “Özen gösterilmemiş kaldırım nasıl
olur?” mu dedi arka sıradaki kumral beyefendi? Zaten başkası sorsa şaşardım.
Neyse efenim açıklayayım
Senaca da aşk nedir
Zamanında İrlanda’dayken Anita diye bir kızla
konuşuyordum. Ona herkesin birbirine aşık olması ile ilgili üzerinde yeterince
düşünülmemiş teorimi sunmuştum. Üzerine espriler falan yaptık sonradan hoş
oldu.
Gel zaman git zaman bu teorinin çok benzerini
Georg ile konuşurken tekrar aklıma geldi, bu sefer lafımın ortasında kafamda
şekillendi fikrim.
Herkes, doğal içgüdülerimiz sebebiyle bizim
için potansiyel bir “partner” ya da bir “eş”. Arkadaş ya da koca ve ya eş, ne
olduğu fark etmeksizin herkes bize 0dan bir potansiyel sunuyor. Çünkü insan
vücudu her zaman kırmızı alarmda, her zaman hayatta kalmak 1. Planda. Buna
günlük yaşamdan verebileceğim en yerinde örnek kadınların regl olması, beyni
bir çocuk istemese, gerek görmese bile vücudu sanki bütün insan ırkını kaderi
buna dayanıyormuşçasına o yumurtaya özen gösterip, hazırlıyor, döllenme
olmadığı takdirde de yas tutuyor.
Bu yüzden herkese onları gördüğümüz an aşık
oluyoruz.
İnsan ilişkileri 0dan değil 100den başlıyor
kanımca. Sims 2 oynamış olanlarımız bilir, insan ilişkilerinin göstergesi gibi,
biraz öyle.
(evet güncem şu an bir dil angaryası)
5 Ekim 2012 Cuma
bu da benim çok dağınık Suriye yazım...
Ve işte ben önceki yazımı dün yazdım bitirdim
ve bitirmemle beraber Türkiye’nin Suriye ile geldiği noktayı öğrendim.
En iyi arkadaşımdan öğrendiğim gibi konuşmayı
kapatıp aşağı kata, mamma federica’nın yanına iniyorum. Konuşamıyorum bile.
Merdivenlerden inişimi duyuyor ve o günkü en büyük gülümsemesiyle bana dönüyor.
O an pişman oluyorum yaşlı gözlerle karşısına çıktığıma. Ağladığımı fark
ettiğinde suratı daha önce kimsede görmediğim bir hızla değişiyor ve bana ne
olduğunu soruyor. “Korkuyorum” diyorum ona. “Türkiye savaşa doğru gidiyor.” İlk
defa ağlıyorum host annemin önünde.
4 Ekim 2012 Perşembe
Buralarda neler oluyor neler bitiyor yazısı...
Artık burada olmak ile ilgili kafamdaki sorular teker teker yok olmaya başlıyor.
Bulunduğum yeri çok seviyorum. Özellikle de parkı. Park dediğime bakmayın 2 Ağaoğlu sitesi büyüklüğünde yeşillik bir arazi. Bisiklet sürmeye çıkıyorum bazı günler, bazı günler de köpek gezdirmeye çıkıyorum, uzun eteğimi ve paspal kazağımı giyip, ayakkabılarımı elime alıp çıplak ayak yürüyorum. Hele yağmurdan sonra o kadar güzel oluyor ki. O kadar yürüyüşten sonra sıcaklamış oluyorum, o kazağı yere serip uzanıyorum çimlere,
21 Eylül 2012 Cuma
çok spirallendi bu yazı çook...
"Bu ülke nüfusunun yarısından fazlasını kaybeder de ailelere bundan pay düşmez mi? Aile üyelerinin çoğu kendi sırlarını bilmiyorlar. İmparatorluk yıkılınca kimi balkanlardan, kimi Kafkasya'dan, kimi Ortadoğu'dan gelmiş. Hepsi kılıç artığı. Dokuz cephede savaşmış insanlar. Bu yüzden aileler, soylar, soplar birbirine karışmış..." (SERANAD Zülfü Livaneli)
Nedense ırk ayrımcılığını ana temalarından biri olarak işleyen bu kitapta beni en çok etkileyen paragraf buydu.
Hepimiz kılıç artığıyız. Belki de eşitliğe bir de bu açıdan bakmalıyız.
Hepimiz sırf damarlarımızda kan aktığı için yüce sayılması gereken doğa mucizeleri olmakla beraber aynı zamanda sadece kılıç artığıyız.
Nedense ırk ayrımcılığını ana temalarından biri olarak işleyen bu kitapta beni en çok etkileyen paragraf buydu.
Hepimiz kılıç artığıyız. Belki de eşitliğe bir de bu açıdan bakmalıyız.
Hepimiz sırf damarlarımızda kan aktığı için yüce sayılması gereken doğa mucizeleri olmakla beraber aynı zamanda sadece kılıç artığıyız.
13 Eylül 2012 Perşembe
11 Eylül 2012 Salı
Like a big pizza slice that's amoreee
Italyadayim.
Hersey ile aramda denizler var.
Korkmuyorum. Ailemi ve odami seviyorum.
Geride biraktiklarimi daha ozleyemedim, ozur dilerim. Buradaki ikinci oglenim.
Kamp, EYP'nin 750 ile carpilmisi gibiydi, ama ayni zamanda arkadaslarimla tatile cikmisim havasi vardi.
Evet, daha onceki sabah tanistigim insanlara arkadaim diyebilmek cok garip, ama herkesi kelimenin tam anlamiyla huylarina kadar taniyor gibi hissediyorum.
Papa Miano ve Mama Federica cok hos insanlar, gercekten. Bundan birkac ay sonra onlar da biyolojik aileme yaptigim gibi en absurd ve sakin anlarda koridorda sarilabilecegim hissediyorum.
Livia inanilmaz, benim 12 yasim ile karsilastirildiginda, insanustu kaliyor.
Sara ile hayata bakis acilarimiz cok benzesiyor, ama yasimizin getirdigi bir mesafe var aramizda, zamanla asilamayacagini dusundugum birsey degil.
Bu sabah pazr bozmasi bir yere gittik mama Federica ile.
9 Eylül 2012 Pazar
Ciao!
Merhabalar!
Ben bir kere yazip buralari tarl olmaya terk etmis gibi gorundugumun farkindayim, ama hayir, boyle birsy yapmak icin fazla issizim. Su an Battenti ailesinin evinden yaziyorum, tipki utulei gibi wireless'leri de olmayam bir aileler.
Boyle oylesine bir guncelleme vereyim dedim, buraya gelmeden once ik gece kamptaydik, aslinda oteldeydik ama daha havali olsun diye kamp diyolar. Neyse, kamp cok hostu, EYP, MUN falan yalanmis meger, ben kendime en yakin buldugum nsanlari orada buldum, bos insan yok resmen!
Ben d bir arkadasimin bana defter almasi uzerine goruntulu gunluk tumya basladim, her gun tutacagim havasinda baslasam da, olmuyormus oyle. olsun, gormek isteyen olursa buyusun yorum yapsin ben de bouna ugrasmamis olurum.
Arrivederci!
Ben bir kere yazip buralari tarl olmaya terk etmis gibi gorundugumun farkindayim, ama hayir, boyle birsy yapmak icin fazla issizim. Su an Battenti ailesinin evinden yaziyorum, tipki utulei gibi wireless'leri de olmayam bir aileler.
Boyle oylesine bir guncelleme vereyim dedim, buraya gelmeden once ik gece kamptaydik, aslinda oteldeydik ama daha havali olsun diye kamp diyolar. Neyse, kamp cok hostu, EYP, MUN falan yalanmis meger, ben kendime en yakin buldugum nsanlari orada buldum, bos insan yok resmen!
Ben d bir arkadasimin bana defter almasi uzerine goruntulu gunluk tumya basladim, her gun tutacagim havasinda baslasam da, olmuyormus oyle. olsun, gormek isteyen olursa buyusun yorum yapsin ben de bouna ugrasmamis olurum.
Arrivederci!
30 Ağustos 2012 Perşembe
1/2 Su Bardağı Özgürlük
"Yeterince basın özgürlüğü" nedir?
Basınını geçtim işin, yeterince özgürlük nedir?
Yeterince özgürlük olmaz bence. Özgürlük zaten yemekten önce annenin yemene izin verdiği tek tek paketlenmiş kiner çikolatalardan biri değildir, akşamüstü eve gitmeden arkadaşlarınla bata çıka yediğin, ağzının kenarlarını kırmızı kırıntılarla kaplayan, tuzuyla da hafif tahriş eden cipstir.
Yani tıpkı matematikteki mantık konusu gibi, ya 1 ya da 0.
Özgürlük ya vardır ya yoktur, daha fazla fazla özgürlük talebi varsa, olan birşeyin daha fazlası olmayacağı, bu yüzden de istenemeyeceği için, daha fazla istenmesi bir kavram ve ya ögenin yokluğuna işarettir.
Onu geçtim organik biber gazı ne ya? Sanki coca cola reklamı, otomatlardan biber gazı alacağız yakında. Neyse ya şimdi not defterime baktım da konu çok dağılıyor, ben yatayım en iyisi.
“A person who has good thoughts cannot ever be ugly. You can have a wonky nose and a crooked mouth and a double chin and stick-out teeth, but if you have good thoughts they will shine out of your face like sunbeams and you will always look lovely.”
― Roald Dahl
Çevirisi (elimden geldiği kadar): "İyi düşüncelere sahib olan bir kişi asla çirkin olamaz. Eğri bir burnu, çarpık bir ağızı, koskocaman bir gerdanı ve çıkık dişlere sahip olabilirsiniz, ama eğer iyi düşünceleriniz varsa bunlar yüzünüzde günışığı gibi ışıldar ve her zaman hoş gözükürsünüz."
Facebook'ta dolanırken...
Gözüme böyle bir şey takıldı. Biraz daha parlak ve daha keskin hatlıydı, ama olsun aşağı yukarı böyleydi. Facebook ve ya benzeri sosyal paylaşım sitelerinde politik içerikli paylaşımlara her ne kadar sıcak bakmasam da gece gece içimdeki politikacıyı gıdıkladı, ben de yazmaya başladım. Evet ben o üçgenlerden biri gıdıklandığı gibi yazmaya başlıyorum sayın seyirciler neden bilmiyorum ama resmen ellerim kaşınıyor. Neyse konu bu değil, ben başladım yazmaya...
"Biz çünkü hep kötüleyelim di mi?
Şunların haline bak, birisi kendi ülkesini kötülüyor birisi gittiği, hatta misafir edildiği ülkenin topraklarını sövüyor.
İkisi de konuşurken bir eli kürsüde diğeri havada, hesapta ülkeyi beraber daha ileriye götürdüğü ve kararlarda hak sahibi olan, farklı fikir savunucularına meydan okurmuşcasına konuşuyor.
Neden? Çünkü gerçekten meydan okuyorlar. Daha ileriye götürmeye söz verdikleri ülkenin farklı görüşü temsil eden taraflararına nefret ile bakıyor.
Merhabalar
Benim adım Sena. Sena Serinsu ve hayır, serinsu soyadım değil.
Ben buraya kafamdakileri yazmaya geldim, çünkü buralarda çok yeni bu değil mi?
Çoğunlukla aklımdan ne geçerse buraya dökmeyi amaçlıyorum, böyle, hani play-doh oynarken vir kalıptam geçirirdik ya hamuru şekilli bir tüp olarak çıkardı, aynı öyle üçgen üçgen olacak yazılarım.
Benim hakkımda verebileceğim bilgilerden bir kısmı bunşar:
Ben buraya kafamdakileri yazmaya geldim, çünkü buralarda çok yeni bu değil mi?
Çoğunlukla aklımdan ne geçerse buraya dökmeyi amaçlıyorum, böyle, hani play-doh oynarken vir kalıptam geçirirdik ya hamuru şekilli bir tüp olarak çıkardı, aynı öyle üçgen üçgen olacak yazılarım.
Benim hakkımda verebileceğim bilgilerden bir kısmı bunşar:
- 10. sınıfı bitirdim ve b yıl AFS değişim programı ile İtalya'da bir yıl okuyacağım, yaklaşık 8 güne uçağım kalkacak.
- İstanbul doğumluyum, hala yaşadığım yerdir kendisi.
- İnsanları kafamda auralarına göre çekmecelendirmeyi seviyorum, herkesin farklı renkleri var ama renkleri birbirine yakın insanlar tabiiki de aynı değil.
- Yazmak ve çizmek kendimi bildim bileli vazgeçemediğim aktiviteler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




