artik turkce karakter yoksunlugum icin ozur dilemeyecegim, siz de sikildiniz ben de. kabullenelim bunu.
bir itirafta bulunacagim, ben sizi aldatiyorum. evet, baska bir blog var. anlayin beni hayattan baska seyler istedim. lutfen, bunu olmasi gerektiginden daha da zor hale getirmeyelim.. yok cok uctum. saka maka, burayi "ergen blogu"na cevirme kaygilarimla bogusurken en yakin arkadasimla beraber actigimiz bloga geri dondum, burada yazamadigim seyleri orada yaziyorum. olay aslinda bu blogun okur kitlesini tanimam. o blogun ise okuyucu kitlesi yok. bu sayede orada ciplak olabiliyorum.
ama buralara da bir ugramak istedim, kafamdan ahim sahim felsefik dusunceler gecmiyor ki artik buraya yazayim. genelde gunluk hayata indim, normalde olsa bunlari soylemek damarima basardi, ben, uyurcizer, gun gelecek de hayata dair, "felsefik", derin dusuncelere zaman bulamayacagim. ama oluyor, iyi de oluyor.
artik italanca bir konusma yurutebiliyorum, evde ingilizce konusulmuyor. kucuk (12) host kizkardesimle yasadigimiz onun beni kiskanmasi ve benim ondan korkmam uzerine kurulu gergin donemi kapatiyoruz yavas yavas, buyuk (16) kiz kardesim ile hic olmadigimiz kadar yakiniz. host annem ile artik ne konusup ne konusamayacagimi ogrendim, zaten ogrenmemle beraber cenem acildi.
bunu soyledigim icin kendimi suclu hissediyorum ama ailemi eskisi kadar ozlemiyorum. tabii ki de buraya yansitmadim, ama her gun ailemin aklimdan cikmadigi, annem annem diye surundugum bir donem de vardi. her zaman uzerime titreyen annem telefonu ilk kapatirdi o derece. ama artik o kadar degil, iyi ki de degil. bu donemde onlarin degerini cok anladim, hatta uzerine cok yazdim, bir ozet geceyim size.
kisacasi anne-baba olmak nedir ne degildir onu anladim sanirim. anladim demeyelim, anlamak icin fazla soyut bir kavram, kafamda bir sozluk anlami getirmeye bir adim daha yaklastim diyelim. anne baba olmak "cocuk uretmek"ten cok daha fazlasi bence. yani basbakanin aksine, bir kadinin vucudunda yumurta kalmayincaya kadar cocuk dogurmasi gerektigine inanmiyorum. makinalasmanin disinda, bir cocuga biyolojik bir yasam vermekten fazlasini yapabilecek miyim kaygisi olmayan insanlarin mumkunse kisirlastirilmasi gerektigini dusunuyorum. ben kendi dogrularini bulabilecek bir birey yetistirebilecek miyim? onun dusunceleri benigururlandirabilecek mi? insanlik olarak beraberce yazdigimiz tarihe bir paragrafin daha eklenmesine bir sekilde katki saglayabilecek mi benim yetistirdigim birey? diyebilmeli bu insanlar.
benimkileri de kisaca bir ozetleyeyim size;
"Ailemin değerini buralarda çok anladım ben blog. Ne aile varmış bende diyorum. Annem annem ah annem. Sürünmek neymiş onu anladım. Hatta getirdiğim günlüğü bitirdim, içinde sayfalarca annem var. Eskiden daha fazla karşılaştırıyordum her şeyi, o yok artık o kadar. Şükür ki yok.
Sonra bir de babam var. Babamı çok yazmadım çünkü bu evdeki baba figürü hoşuma gitmiyor değil. Benim babam da ah kızım canım kızım tavırlarında bir baba değil. Hayır kesinlikle soğuk bir baba değil, içine atan bir baba. Bu yüzden de diğerlerinden, hele kendi babası mesafeli olduğu için çocuğuna adam gibi sarılamayan babalardan çok daha cesaretli.
Onun hakkında da felsefe dersinde bunu yazdım, az hak etmiyor, keşke elimden gelse daha fazlasını yazabilsem.
“nedense aklıma babam geldi. Bir tane o. Ben küçükken benle hiç yukardan konuşmazdı, hep boyuma çömelirdi bana eş olmak için. Elimi alırdı eline ve ‘sen daha çok küçüksün kuş’ derdi. Ne yapmıştım hatırlamıyorum ama aklıma çok kazınmış bir motiftir bu, kendini de çok tekrar eder. Neyse, sonra elindeki elim öperdi, dudakları da hep ıslak olurdu. Çünkü bu sahneden önce büyük ihtimalle yaşımdan büyük bir şey söylemiş olurdum. Sesli gülerdi böyle, çıkan ses hep beni şaşırtırdı, çünkü başkalarının yanında, öyle alelade gülmezdi babam çok kaliteli bir kahkahası vardır, ama attırabilene. Başı geriye gider, sanki okuyormuş ya da çalışmışçasına “a ha ha ha ha ha ha” diye güler, ama yapmacık olmaz çok içten gelir. En azından bana öyle geliyor. Bana çok çabuk çıkıyor bu kahkahası, sonra da geldiği hızla gidiyor. Dudaklarında gülümsemesi kalıyor ama, gözlerinin kenarında da yaş kalıyor, zaten benim yanımda babamın gözleri hep yeşil”
evet blog çok babasının kızıyım öyle böyle de seviyorum onu. Kaç genç kızın en iyi arkadaşı babasıdır ki?
Annem ise... özetlemem gerekirse, ona yazdıklarımı okusaydı annem defteri sakince kapatır, yazılanları hiç üstüne almamışçasına “bunların hepsi senin güzelliğin yavrucum. Sen de beni hiç üzmüyorsun, birbirimizi tamamlıyoruz” derdi."
^evet kendisi diger blogumdan bir alinti, zamaninda bu kadar ozlemis olmaktan biraz utanuyordum acikcasi.
ama mesela buradaki ailemle de sembollerimiz olusuyorm mesela host annemin yemekleri korili, sari biraz da mide yanmasini animsatiyor bana. bu bir sembol, yarin oburgun hatirlayacagim. host kiz kardesim daha canli renklerde, politikayi cok takip ediyor ve spor dedigin anda kndisi icin dunya durur.
§ § § § § § § § § § § § § §
gunluk hayata geri donuyorum biraz, dun degisim ogrencileri olarak parlamento binasina gittik, sik giyimin zorunlu oldugu gezi icin 9da olan bulusmaya seffaf gomlek, kalem etek ve topuklu seytan ucgenininden olusan bir takimla sabah 7de yollara dustum. of otobuste spor ayakkabi ve kot giyen yasitlarima nasil ozeniyordm. bense uzun zamandir ilk defa kullandigim fondoten yuzunden yuzumu kasima durtusuyle bogusuyordum. otobus sonra metro derken piazza del popolo'ya umdugumdan erken vardim. bana portekizi hatirlatan arnavut kaldirimlarinin uzerinde bir sis cokmustu, hava soguktu ama titretmiyordu. guc bela yuruyerek meydanin ortasindaki fiskiyenin merdivenlerine oturup kitap okumaya basladim. sonra bulsutuk, bir bucuk saat daha bekledik (cani sagolsun eduardo biz gec kaliriz diye 1,5 saat once toplamis bizi) yeni gelmis olan degisim ogrencileriyle tanistik kaynastik falan derken parlamento binasina girdik ve ben salya akitaya basladim.
annem zamaninda bana "kizim, sen ilerde ne olak istiyorsun?" diye sordugunda "bilmiyoru ya politikaya ya da sanata atilicam" denistin. "tipki hitler gibi" diyip gulmustu.
iki yanim da salya akitti o binada... yok boyle birsey bu kadar kirli olan konularin paylasildigi, berlusconinin yurudugu koridorlar nasil bu kadar guzel olabilir?
en onden gittigim icin bana bos gelen koridorda eski ve koyu renk ahsabin uzerindei topuklarimin cikardigi sesin yankisini duymak.. bir guclu hissettirdi neyimeyse, alti ustu bir ziyaret. duyayi bir ziyarette degistiremeyecegini anla artik senanin hitler tarafi. git bi cay koy kendine.
§ § § § § § § § § § § § § §
natale demisken, parti sezonu da acildi burada, umarsam nasibimi alicam kendisinden. natale tatili icinse Napoli'ye gidecegim baska degisim ogrencileriyle, sonraki haftam bos gibi.
oncekiyazida da dedigim gibi, tahtaya vuruyorum tahtaya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder