6 Şubat 2013 Çarşamba

volete sapere come il mio paese è??

ho scritto questo tanto tempo fa, scusi se c'è gli errori.

ho scritto questo perché ho pensato che ho scritto "La turchia è un bel paese, abbiamo terra nella asia e europa, c'è il caffè turco, i dolcetti e bagno turco..." basta volte.

cominciammo;

"  Io non voglio iniziare questo foglio con una frase come <La Turchia è un bel paese>, perché non è vero.

 Prima, noi siamo sempre "tra" qualcosa: tra asia e europa, tra cultura moderna e islamica, tra destra e sinistra. Sì avere la differenza sono cose molto bella, ma noi non possiamo avere una solo mentalità.

Per esempio; nella zona dove io abito, c'è gente molto tradizionalista e gente molto moderna che abitano insieme. La differenzia economica, e di mentalità tra le due classi è una cosa che noi debbiamo fronteggiare ogni giorno. Per me, andare fuori con i pantaloni corti è impossibile senza una persona che mi accompagna. Io non posso girare senza un amico o mio papà, perché non c'è rispetto per le donne. In Turchia il 73% delle morti delle donne avviene perché i loro mariti uccidono.

Nella strada tu puoi assassinare una donna, ma non puoi baciarla.

Adesso, il nostro sistema di educazione è molto corrotto; infatti se una persona vuole andare all'università governativa (o ad una privata con una borsa di studio) deve fare un esame di maturità molto difficile, perché ci sono tanti studenti, ma non sufficienti università perché i governanti preferiscono costruire moschee

Il ministro dell'educazione non sopporta l'educazione senza religione e vuole cambiare tutti i licei e le scuole medie facendoli diventare licei religiosi. Noi non abbiamo un opzione più.

A scuole, nella classe di storia, noi sempre facciamo la storia degli ottomani. Sì, è stata un periodo bellissimo, ma noi non imperiamo la storia recente con interruzione militare avvenuto 30 anni fa, noi non imperiamo le cose che sono cambiate nel paese, perché il governo vuole un generazione ignorante.

più di meta dei nostri giornalisti di sinistra si trova nel prigione perché hanno provato parlare.

Noi abbiamo questa cosa si chiama "dershane"; praticamente si tratta di una seconda scuola, perché solo scuola non è basta per il nostro "esame di maturità". In qualche "dershane" tu anche ricevi cose religiose. Loro vengono nella tua casa e lasciano fogli con passaggi del Quran, insegnano preghiere e in qualche dershane tu devi preghiere con loro. Nella classe tu non puoi entrare con i pantaloni stetti o con una maglietta corto.

Tutto si questi sono perché ho paura per mio paese.

5 Şubat 2013 Salı

la bambina

ha ammiccato i suoi occhi socchiusi, e ha guardata a me. Per tutto la mia vita, questa è stato lo sguardo più importante che io ho ricevuto. Perché questo momento che io stavo analizzando non significa niente per lei.

Ecco perché e così importante. Sono indifferente a tutte le cose che lei ha visto prima, perché sono diverse. Non sa analizzare ancora, sa solo che tutte le cose che vede sono differenti. Questa formula magica di differenza è normale per lei, perché non è ancora pronta.

Questa è perché sei importante, bambina.

§  §  §  §  §  §  §  §  §

Kisik gozlerini kirpistirdi, ve bana bakti. Hayatim boyunca kabul ettigim en onemli bakisti. Cunku benim icin dunyalara mal olmus bu kisa an, onun icin hicbirsey ifade etmiyor.

Ki bunun icin de omli ya. Su ana kadar baktigi hicbir seyden farkim yok, cunku diger hicbirine benzemyorum. Baktigi sadece baktigi seylerin hepsinin onun icin benzersiz oldugunu biliyor. Benzersizligin puturlu buyusu onun icin normal, cunku hayata karsi ham o.

Iste bu yuzden bana bakman, beni izlemen bu kadar onemli bebek.


14 Ocak 2013 Pazartesi

bina temelleri

merhabalar efenim

burada 4. ayi bitirdim sanirsam besinciye girdim. durum raporuma basliyorum;

simdi bize 3. ayda mutsuz olacagmizi soylemelerine ragmen 3. ayda gulucukler sactigim icin inanmakta zorluk cektigim afs cizelgesine gore benim bir dususe gecmis olmam lazim. durust olmak gerekirse dusuyor olmak beni korkutmuyor, simdilik gunlerim sadece daha sakin, biraz daha yorgunum, ama hayir kesinlikle mutsuz degilim. mutsuz olmamam gokkusaklari kustugum anlamina da gelmiyor. durust olmam gerekirse dedigim gibi, dusuyor olmak degil, en dibi daha once gormus olmak beni endiselendiriyor.

sanirim bu noktada olan tek kisi ben degilim, cok afslilerle konusmuyorum ama konustuklarim da benimle ayni yaricaptalar gibi. mesela bir arkadasim yolun yarisini bitirdik demisti, ben de ona bir bina benzetmesi yapmistim. yarisi bitmis bina da birseye benzemez neden? cunku daha bir cukurdur. kendi tavsiyemi dinleme vaktim geldi, zaten dinlemesem ona saygisizlik etmis olurdum.

neyse onun disinda aileyle aram daha iyi, cunku dediklerini anlamanin uzerinde artik anlatmaya calistiklarini da anliyorum. dilin otesinde zihniyet olarak anlasabiliyoruz artik, gec oldu guc oldu ama oldu. bu yuzden acikcasi bu dususun o kadar derine inecegini sanmiyorum.

livia geldi yanima gecen gun, dedi ki senin artik bir soyadin daha var, o da battenti.


yeni yıl ile ilgisi olmayan bir yazı...

bu benim gecikmiş müze ve Napoli yazım... evet ben Napoli'ye gittim.

olsun böyle başlammamalıydım bu yazıya..

daha önce nonna anna ile müzeye gittim. müze yorumu yazım bu. önceden belirtmek isterim ki hayır kendimi eleştirmen ilan etmedim sadece defterime aldığım notları paylaşmak istiyorum. eğer UyurÇizer'in içindeki bu paylaşma isteğine kadar sebep sonuç ilişkilendirmesi yapmaya çalışırsak okur, sen de bezersin hayattan ben de. o yüzden bunu yapmayalım. git sen kendine bir çay koy ben de defteri bulayım.

madde madde giriyorum kur, tek parça haline getiremedim.

*  *  *  *  *  *  *  *
açılışı veriyorum; rönesans döneminin ve dinden etkilenmiş sanatçıların yoğunlukta olduğu bir sergiydi

  • dine olan minör antipatimden olsa gerek ki çoğu rönesans tablosunu duygusuz bulurum, bu kadar sabır, detay ve emek gerektiren işlerde surata bu kadar az detay koyulması, bütün suratların arayan değil de bakmış olmak için bakan huzur dolu ifadelerini anlayamam ben. 

(rape of the sabine women)

-ikinci maddeye görüntülü örnek ile başlıyorum. bu görüntü görme şansını elde etmiş olduğum bir tablonun fotoğrafıdır. 1627-29 yılları arasında yapılmış olan tablo ışık ve teknik açısından fevkaladenin fevkinde ama nedense kadınların suratında kaçırılıyor ifadesi yok. açıkçası bunu biraz tablonun arkasındaki hikaye de açıklayabilir.
nonna annanın anlattığına göre resimdeki askerlerin bu kadınları kaçırma sebebi eşleri olmamalarından kaynaklanıyormuş. yani kısacası eskiden insanlar köyde eş bulamayınca yan köylerden kadın kaçırıyorlarmış. benim suratımdaki ifadenin üzerine nonna anna savunmaya girişti efenim bu kadınlar hiç yerlerini yadırgamamışlar begunyalar gibi boyunlarını bükmemişler hemen yerleşmişler oraya. türk ermeni gururumuz yüzünden ışık hızında kendisi ile empati kurabildiğim nonna annayı fazla sıkıştırmadım  ve gezmeye devam ettim...

-Carlo Saraceni. hani kocman müzelerde tabloları arkaplan doldurmak için kullanılan sanatçılar olur ya, maalesef kendisi onalrdan ama hayatım boyunca kumaşı bu kadar güzel resmedebilmiş birini görmedim. hayır efenim detay ve renklerle doğallıktan uzaklaştırmıyor kumaşı, atmosfer ile bütünlük içinde kullanıyor kanımca. vaktiniz olursa çalışmalarına bakmanızı öneririm.

§  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §

normalde yaptigimdan farkli bir sey yaptim okur, buraya kadar benimle geldigin icin tesekkurler =)) 








19 Aralık 2012 Çarşamba

I poeti lavorano di notte
quando il tempo non urge su di loro,
quando tace il rumore della folla
e termina il linciaggio delle ore.


I poeti lavorano nel buio
come falchi notturni od usignoli
dal dolcissimo canto
e temono di offendere Iddio


ma i poeti nel loro silenzio
fanno ben più rumore
di una dorata cupola di stelle.

-Alda Merini

boy veriyorum; 1.78

merhabalar,

artik turkce karakter yoksunlugum icin ozur dilemeyecegim, siz de sikildiniz ben de. kabullenelim bunu.

bir itirafta bulunacagim, ben sizi aldatiyorum. evet, baska bir blog var. anlayin beni hayattan baska seyler istedim. lutfen, bunu olmasi gerektiginden daha da zor hale getirmeyelim.. yok cok uctum. saka maka, burayi "ergen blogu"na cevirme kaygilarimla bogusurken en yakin arkadasimla beraber actigimiz bloga geri dondum, burada yazamadigim seyleri orada yaziyorum. olay aslinda bu blogun okur kitlesini tanimam. o blogun ise okuyucu kitlesi yok. bu sayede orada ciplak olabiliyorum.

ama buralara da bir ugramak istedim, kafamdan ahim sahim felsefik dusunceler gecmiyor ki artik buraya yazayim. genelde gunluk hayata indim, normalde olsa bunlari soylemek damarima basardi, ben, uyurcizer, gun gelecek de hayata dair, "felsefik", derin dusuncelere zaman bulamayacagim. ama oluyor, iyi de oluyor.

artik italanca bir konusma yurutebiliyorum, evde ingilizce konusulmuyor. kucuk (12) host kizkardesimle yasadigimiz onun beni kiskanmasi ve benim ondan korkmam uzerine kurulu gergin donemi kapatiyoruz yavas yavas, buyuk (16) kiz kardesim ile hic olmadigimiz kadar yakiniz. host annem ile artik ne konusup ne konusamayacagimi ogrendim, zaten ogrenmemle beraber cenem acildi.

bunu soyledigim icin kendimi suclu hissediyorum ama ailemi eskisi kadar ozlemiyorum. tabii ki de buraya yansitmadim, ama her gun ailemin aklimdan cikmadigi, annem annem diye surundugum bir donem de vardi. her zaman uzerime titreyen annem telefonu ilk kapatirdi o derece. ama artik o kadar degil, iyi ki de degil. bu donemde onlarin degerini cok anladim, hatta uzerine cok yazdim, bir ozet geceyim size.
kisacasi anne-baba olmak nedir ne degildir onu anladim sanirim. anladim demeyelim, anlamak icin fazla soyut bir kavram, kafamda bir sozluk anlami getirmeye bir adim daha yaklastim diyelim. anne baba olmak "cocuk uretmek"ten cok daha fazlasi bence. yani basbakanin aksine, bir kadinin vucudunda yumurta kalmayincaya kadar cocuk dogurmasi gerektigine inanmiyorum. makinalasmanin disinda, bir cocuga biyolojik bir yasam vermekten fazlasini yapabilecek miyim kaygisi olmayan insanlarin mumkunse kisirlastirilmasi gerektigini dusunuyorum. ben kendi dogrularini bulabilecek bir birey yetistirebilecek miyim? onun dusunceleri benigururlandirabilecek mi? insanlik olarak beraberce yazdigimiz tarihe bir paragrafin daha eklenmesine bir sekilde katki saglayabilecek mi benim yetistirdigim birey? diyebilmeli bu insanlar.

benimkileri de kisaca bir ozetleyeyim size;


"Ailemin değerini buralarda çok anladım ben blog. Ne aile varmış bende diyorum. Annem annem ah annem. Sürünmek neymiş onu anladım. Hatta getirdiğim günlüğü bitirdim, içinde sayfalarca annem var. Eskiden daha fazla karşılaştırıyordum her şeyi, o yok artık o kadar. Şükür ki yok.

Sonra bir de babam var. Babamı çok yazmadım çünkü bu evdeki baba figürü hoşuma gitmiyor değil. Benim babam da ah kızım canım kızım tavırlarında bir baba değil. Hayır kesinlikle soğuk bir baba değil, içine atan bir baba. Bu yüzden de diğerlerinden, hele kendi babası mesafeli olduğu için çocuğuna adam gibi sarılamayan babalardan çok daha cesaretli.

Onun hakkında da felsefe dersinde bunu yazdım, az hak etmiyor, keşke elimden gelse daha fazlasını yazabilsem.

“nedense aklıma babam geldi. Bir tane o. Ben küçükken benle hiç yukardan konuşmazdı, hep boyuma çömelirdi bana eş olmak için. Elimi alırdı eline ve ‘sen daha çok küçüksün kuş’ derdi. Ne yapmıştım hatırlamıyorum ama aklıma çok kazınmış bir motiftir bu, kendini de çok tekrar eder. Neyse, sonra elindeki elim öperdi, dudakları da hep ıslak olurdu. Çünkü bu sahneden önce büyük ihtimalle yaşımdan büyük bir şey söylemiş olurdum. Sesli gülerdi böyle, çıkan ses hep beni şaşırtırdı, çünkü başkalarının yanında, öyle alelade gülmezdi babam çok kaliteli bir kahkahası vardır, ama attırabilene. Başı geriye gider, sanki okuyormuş ya da çalışmışçasına “a ha ha ha ha ha ha” diye güler, ama yapmacık olmaz çok içten gelir. En azından bana öyle geliyor. Bana çok çabuk çıkıyor bu kahkahası, sonra da geldiği hızla gidiyor. Dudaklarında gülümsemesi kalıyor ama, gözlerinin kenarında da yaş kalıyor, zaten benim yanımda babamın gözleri hep yeşil”

evet blog çok babasının kızıyım öyle böyle de seviyorum onu. Kaç genç kızın en iyi arkadaşı babasıdır ki?

Annem ise... özetlemem gerekirse, ona yazdıklarımı okusaydı annem defteri sakince kapatır, yazılanları hiç üstüne almamışçasına “bunların hepsi senin güzelliğin yavrucum. Sen de beni hiç üzmüyorsun, birbirimizi tamamlıyoruz” derdi."

^evet kendisi diger blogumdan bir alinti, zamaninda bu kadar ozlemis olmaktan biraz utanuyordum acikcasi.

ama mesela buradaki ailemle de sembollerimiz olusuyorm mesela host annemin yemekleri korili, sari biraz da mide yanmasini animsatiyor bana. bu bir sembol, yarin oburgun hatirlayacagim. host kiz kardesim daha canli renklerde, politikayi cok takip ediyor ve spor dedigin anda kndisi icin dunya durur. 
§  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §

gunluk hayata geri donuyorum biraz, dun degisim ogrencileri olarak parlamento binasina gittik, sik giyimin zorunlu oldugu gezi icin 9da olan bulusmaya seffaf gomlek, kalem etek ve topuklu seytan ucgenininden olusan bir takimla sabah 7de yollara dustum. of otobuste spor ayakkabi ve kot giyen yasitlarima nasil ozeniyordm. bense uzun zamandir ilk defa kullandigim fondoten yuzunden yuzumu kasima durtusuyle bogusuyordum. otobus sonra metro derken piazza del popolo'ya umdugumdan erken vardim. bana portekizi hatirlatan arnavut kaldirimlarinin uzerinde bir sis cokmustu, hava soguktu ama titretmiyordu. guc bela yuruyerek meydanin ortasindaki fiskiyenin merdivenlerine oturup kitap okumaya basladim. sonra bulsutuk, bir bucuk saat daha bekledik (cani sagolsun eduardo biz gec kaliriz diye 1,5 saat once toplamis bizi) yeni gelmis olan degisim ogrencileriyle tanistik kaynastik falan derken parlamento binasina girdik ve ben salya akitaya basladim. 

annem zamaninda bana "kizim, sen ilerde ne olak istiyorsun?" diye sordugunda "bilmiyoru ya politikaya ya da sanata atilicam" denistin. "tipki hitler gibi" diyip gulmustu. 

iki yanim da salya akitti o binada... yok boyle birsey bu kadar kirli olan konularin paylasildigi, berlusconinin yurudugu koridorlar nasil bu kadar guzel olabilir? 

en onden gittigim icin bana bos gelen koridorda eski ve koyu renk ahsabin uzerindei topuklarimin cikardigi sesin yankisini duymak.. bir guclu hissettirdi neyimeyse, alti ustu bir ziyaret. duyayi bir ziyarette degistiremeyecegini anla artik senanin hitler tarafi. git bi cay koy kendine. 

§  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §  §
natale demisken, parti sezonu da acildi burada, umarsam nasibimi alicam kendisinden. natale tatili icinse Napoli'ye gidecegim baska degisim ogrencileriyle, sonraki haftam bos gibi. 

oncekiyazida da dedigim gibi, tahtaya vuruyorum tahtaya. 

5 Aralık 2012 Çarşamba

ucuncu aya uc kalmisken uc ulkucu ulkesinin ustunde yuksuk kulanmayanlari ayiplarken...

ben bu yaziyi basliktan dolayi biraz beklettim ama olsun, hepsi bir arada kocaman bir yazi olacak gibi bu umarim.

basliyorum efenim, burada uc ay olmasina ramak kala isler benim icin degismeye basladi, bir kere Natale kutlama hazirliklariyla ugraslan bu donemde genel bir nese hakim, belki bana oyle geliyor ama insanlarin daha az gergin oldugunu dusunuyorm. bir de kasimin gelmesi cok buyuk olay ediliyor neden anlamadim... bir arkadasima da demisim zamaninda, ben kasim ayini sevemedim. nefret etmiyorum ama sevemedim ne yaparsiniz sayin seyirciler gonul armadi. eylulun yazilisini severim de ekim ayi baskadir benim icin.